Öne çıkarılan yazı

ŞEHiRLERE GÖRE TRAVESTi ADRESLERi trv nedir?

Türk travesti adresleri şehirlere göre ayarlanmış tır tıkla gör.

travestiAnkara travestileri | İstanbul-Avrupa Yakası travestileri | İstanbul-Anadolu Yakası travestileri | İzmir travestileri | Antalya travestileri | Adana travestileri | Sakarya travestileri | Bursa travestileri | Bolu travestileri | Marmaris travestileri |  Kuşadası travestileri | Bodrum travestileri | Elazığ travestileri | Erzurum travestileri | Hatay travestileri | Samsun travestileri | Diyarbakır travestileri | Eskişehir travestileri | Çanakkale travestileri | Gaziantep travestileri | Kayseri travestileri | Konya travestileri |  Mersin travestileri | Denizli travestileri | Tekirdağ travestileri | Balıkesir travestileri | Kocaeli travestileri | Alanya travestileri | Amasya travestileri | Düzce travestileri | Ordu travestileri | Aydın travestileri | Van travestileri | Sivas travestileri | Fethiye travestileri | Urfa travestileri | Kahramanmaraş travestileri | Urfa travestileri | travesti |

Üstteki linklere tıklayarak arz ve talebe uygun ve amacına uygun olan siteleri kentlere göre tıklayarak mdellerimizi görebilirsiniz iclal.

Yönetmen Travesti olursa…

Şarkıları ile dinleyicilerini büyüleyen Halil Sezai’nin oyuncu yönünü görmek isteyenler için İncir reçeli 1 filmi bir harikaydı. Seyrederken gözyaşlarına boğularak isyan ettiğimiz filmin 2. Vizyona girdi. Yine aynı duygusallıkta aşkın anlatıldığı 2. Filmde şaşırtan bir gerçek ortaya çıktı. İncie reçeli filminin konusunu izleyemeyenler için kısaca anlatalım;

Metin 30’lu yaşlarında hayatını TV’lere skeç yazarak kazanan bir adamdır. Yazdığı senaryoları reddedilen bir gün gittiği barda, hayatını tümüyle değiştiren Duygu’yla tanışır. Duygu ve Metin bir masala başlarlar ama sonu başından belli bir masaldır bu… Duygu ölümcül bir hastalığın pençesindedir ve aşık olduğunu anladığında Metin’den kaçar, Metin aşkının öylece çekip gittiği düşününce kahrolur ve onu aramaya başlar. İşte isyan şarkısı tam da Metin’in Duygu’nun neden kaçtığını anladığı anda patlar ve seyirci isyan şarkısı ile aşka isyan eder. Biraz Issız adam filmine benzeyen sahneler, romantizm ve aşkla süslenen film seyirci tarafından tam not alır.

İncir Reçeli 2” filmini hem kaleme alan hem de yönetmen sandalyesinde oturan Aytaç  Ağırlar’ın karakol sahnesinde kamera önüne geçtiği ve travesti rolünde oynadığı ortaya çıktı. Ağırlar, “Film içinde bir sürpriz olsun dedim. Öyle bir makyaj yapıldı ki, yakın arkadaşlarım bile beni tanımadı” diye belirtti. İncir reçeli 2’nin konusu şöyle gelişmektedir;

Metin, Duyguyu kaybettikten sonra girdiği bunalımdan hala çıkamamıştır. Hayalindeki senaryonun filmi çekilmiştir ama mutsuzdur. Bir barda sahne almaya başlamış ve neredeyse her akşam zil zurna sarhoş olmaktadır. Bu uzun yas döneminde sahne aldığı bara, barmaid olarak başlayan Gizem ile tanışır. Gizem aslında bir dövmecidir. Ama ev alabilmek için geceleri ek iş de yapmaktadır. Bir akşam bar çıkışında Metin istemeden de olsa bir kavgaya karışır. Kavgayı gören Gizem, onu dövenlerin kafasında şişe kırarak Metin’i kurtarır. Çift ilk kez orada birbirlerine bir şeyler hissederler. Yine umutsuz bir aşk dedirtecek film vizyona girdi ve seyirci ile buluştu.   İncir reçeli romantizmin doruklarına çıkmak, Halil Sezai’nin harika şarkılarını dinlemek isteyenler için kaçırılmayacak bir yerli film sinemaya gitmek için vakit bulamayan izleyiciler için İncir reçeli 1 filminin DVD’leri  film marketlerde satılmaktadır. 2. Filmde travesti olan yönetmeni izlemek isteyenler  ise mutlaka filme gitmeli.

 

Özür dilemek bir erdemdir

Şey.. Nasıl söylesem? Kelime bulamıyorum.. Çok zor biliyorum… Söylemeliyim artık… Şey… Dinle bak. Ben çok üzgünüm olanlara. Yani özür dilerim.

Ağızdan çıkan hatalı bir cümlenin sonunda karşımızdakine zarar vermişsek,özür dilemeyi de bilmeliyiz. Oysa pek çok insan özür dilemenin kendinden bir şeyler koparacağını düşünerek bundan kaçarlar.

Özür dilemek kişinin kendi hatasıyla yüzleşebilmesidir. Özür “ben bu yanlışı niye yaptım”ın açıklamaya çalışılmasıdır. Bazı durumlarda özür dilemek sanıldığı kadar kolay olmaz. Öyle güçtür ki o iki kelimenin ağızdan çıkması, bunu söylememek için bilinçli ya da bilinçdışı türlü düzenekler geliştiririz. Özür dilemek için, özür dilemeye hazırlık sürecini tamamlamak gerekir. Yaşanan olayın çok yönlü düşünülmesi, olayı yeniden yaşantılayarak, bilişlerimizin yeniden yapılandırılması gerekir. Empati süreçlerini harekete geçirerek, sosyal değerlerle uyumlu hale getirebiliriz.

Yüzleşme süreci başlarken, içimizi huzursuzluk hissi kaplar, “ben yanlış yaptım”,”hata yaptım” düşüncesini kabul etmek zordur. Yaşanan olayı yeniden değerlendirdiğimizde , öfkemiz yatıştığında, artık eskisi gibi düşünmediğimizi, haklı olmadığımızı, yanlış davrandığımızı kabulleniriz. Zamanla bu yüzleşme süreci tamamlanır ve özür dileme gerçekleşir. Bazen ise yüzleşme süreci tam olarak tamamlanamaz. Yaşanan çevre ya da bilişler bu sürecin gerçekleşmesine izin vermez. Bazı çevrelerde özür dilemek bir zayıflık belirtisi olarak kabul edilebilir. Kişinin bulunduğu konum da özür dileme sürecini ve şeklini belirler. Kişiler statü olarak birbirine eşdeğer konumdaysa, özür dilemek daha kolay olabilir. Ancak bir patron, bir lider, bir başkan astından özür dilemek durumunda kaldığında otoritesinin ya da saygınlığının azalacağını düşündüğünden bu süreci geciktirir ya da gerçekleştirmez.

Özür dilemenin önündeki duygu kibirdir. İnsanlar kibirlerine yenik düşünce özür dilemek imkansız hale gelir. Özür dilemek bazen, bir çift tatlı söz, içten bir göz göze geliş, tatlı bir gülümseyiş, yalvaran gözlerle bakış, pişmanlığı vurgulayan bir ses tonu, bazen sıcak bir dokunuş, bazen sımsıkı bir sarılış, bazen diz çöküş, bazen bir öpücük her ne şekilde olursa olsun…Yeter ki karşı taraf, yapılan hatanın kabullenildiğine inansın.Özür dilemek, iki kişi arasında oluşmuş buzdan kaleleri eritir, gönüller arasında köprüler kurulmasına yardımcı olur.

Şu bir gerçek ki başkalarının sizden özür dilemesini bekliyorsanız ya da çocuğunuzun özür dilemeyi öğrenmesini istiyorsanız siz de özür dileyebilmelisiniz. Ama ne amaçla ve ne şekilde özür dilediğinizin de önemli olduğunu unutmamalısınız. Pişmanlığınızı ya da üzüntünüzü dile getirmek için mi özür diliyorsunuz yoksa özür sizin için arkasından gelecek “ama…”lı cümleyle kendinizi savunma ve temize çıkarma konuşmasının başlangıcını mı oluşturuyor sadece?

Ağzınızdan çıkan “özür” kelimesinin sıradan bir ifade içermemesi, karşı tarafa doğru geçmesi gerekir.

Örneğin karşımızdaki insanları tanımadan arkalarından atıp tuttuğumuz, küçük gördüğümüz haklarını yediğimiz birçok insanla karşı karşıya gelmeden de helalleşip, özrümüzü dileyebiliriz. Bu dünyada haklarını yediğimiz kötü yakıştırmalarla andığımız toplumdan dışlamaya çalıştığımız trans bireylerden, travestilerden, homoseksüellerden özür dilemek ve bu dünyadan göçmeden kul hakkından kurtulmak için özrünüzü geç olmadan dileyin. Ağırlıklarından kurtulan insanın vicdanının ne kadar rahatladığını göreceksiniz. Yazdığım yazılar nedeniyle alınan, kırılan her kim varsa ben özrümü diliyorum. Hatasız kul olmaz sözünü kabul etmek kolay. Zor olan, insanın kendi hatasını kabul etmesi. Yanlış yaptığını itiraf edebilmek için belirli bir olgunluk düzeyine erişmek gerekiyor.

 

 

Moda Haftası ve Translar

Tarihteki ilk moda haftasının, 1943 yılında New York’ta yapıldığını biliyor muydunuz? Fransa’nın moda üzerindeki hakimiyetine son vermek ve bu etkiyi azaltmak için yapılan New York Moda Haftası, 2. Dünya Savaşı dönemine rastlıyor. Londra Moda Haftası ise 25’inci yılını kutluyor. Bir moda endüstrisi etkinliği olarak dünya gündeminde kendine sağlam bir yer edinen moda haftaları, adından anlaşıldığı üzere yaklaşık bir hafta sürüyor. Moda evleri, tasarımcılar ve markaların ev sahipliğinde gerçekleşen defilelerin asıl amacı, satın almayı gerçekleştirecek olan firma veya kişilere bir sonraki sezonun koleksiyonlarını ve trendleri sergilemek. Ama en önemlisi moda endüstrisinin ‘in’ ve ‘out’larını belirliyor olması. Dünyanın en önemli moda haftaları, sırasıyla New York, Londra, Milano ve Paris’te gerçekleşiyor. Ocak ve mart ayları arasında sonbahar – kış koleksiyonlarının sergilendiği moda haftaları, eylül ve kasım ayları arasında ise ilkbahar – yaz koleksiyonlarına ev sahipliği yapıyor. Moda dünyasının bu dört önemli başkenti, tüm dünyanın dikkatle ve büyük merakla takip ettiği moda haftaları boyunca moda severlerin radarında oluyor. Defilelerde firmalar koleksiyonlarına ekleyecekleri parçaları dikkatle seçerken, moda tutkunları ise son trendlerin heyecanı içinde defilelere akın ediyor ya da soluğu internetin başında alıyor.

Peki dünyada trans mankenler olduğunu ve bu mankenlerin diğer mankenlere göre daha başarılı bir grafik gösterdiğini biliyor musunuz?

Uzun boylu oluşları ve ince fizikleriyle travesti kadınların mankenlikte yükselişi sürerken Bazı mankenler aslında trans bireyler olduklarını açıklıyor.

Dünyada en önemli markaların dahi kullandığı trans mankenlerin Türkiye’de ilk defilesi ise 21 Kasım 2014 tarihinde Şişli Kent Kültür Merkezi’nde düzenlenecek,  defilede 45 trans kadın manken görev alacak ve Trans Kraliçesi Yankı Bayramoğlu baş manken olarak podyuma çıkacak.

Trans kadınların kendi tasarladıkları kıyafetlerle podyuma çıkacağı defilenin geliri trans misafirhanesine gidecek. Defileye Ankara Pembe Hayat LGBTİ, İstanbul LGBTİ, İstanbul Hevi LGBTİ, Antalya Pembe Caretta LGBTİ, Mersin 7 Renk LGBTİ, İzmir Siyah Pembe Üçgen LGBTİ ve Radio Gabile defileyi destekleyen kurumlar arasında yer aldı. Şişli Belediye Başkanının da desteklediği bu defile Türkiye’de bir ilk olacak.

Dünyada her yıl düzenlenen trans ve Gay defilesi kadar ilgi görmesi beklenen defileye tüm vatandaşlar davet edildi.

 

Translara devletin şefkat eli değmeli

  İhtiyaç sahibi herkes devletten yardım bekleme hakkına sahiptir.

Bir grup trans birey geçinmek için devletten yardım beklediğini açıklayan bir demeç verdiler. Konuşmacıların söylediklerinden notları aktarmak isterim;

Hayata başladıkları andan itibaren dışlanma, horlanma, yok sayılmaya mahkum edilen travesti ve eşcinseller yaşamak için fuhuş yapmaya zorlanıyorlar. Oysa sadece ekmek parası için bu işi yapmak zorunda bırakılan pek çok travesti bunun kendi tercihleri olmadığından yakınıyorlar.  Daha fazla para ya da zevk için bu işin yapılamayacağını belirten travestiler eğer bizlere devlet maaş bağlarsa bu işten vazgeçecek çok kişi var dediler. Her fırsatta normal vatandaş olmak istediklerini söyleyen trans bireyler bizim içimizden insanlardır.

Devletin daha önce AİDS hastası olan bir travestiye seks yapmaması maaş bağladığını ve hastalığının tedavisi için her türlü yardımı yaptığını belirten travesti arkadaşları bizler de bu imkandan yararlanmalıyız diyorlar. Hastalanmamızı beklemeden yardım edilmesi gerekir diyerek vurgu yapıyorlar.

Travestilerin pek çoğu üniversitelerin iyi bölümlerinden mezun olmuş ve yabancı dil konuşabiliyorlar buna rağmen iş bulamamaları yapılan ayrımcılıklar canlarına tak ettirdi. Bursalı travesti  Esra’ya gösterilen devlet ilgisinden çok memnun olduklarını söylerken, devlet fakir ailelere sosyal yardımlar yapıyor fakat bizler de karnımızı doyuramadığımız halde yardım yapılmıyor derken gözlerinden yaşlar akan trans bireyler tek istediklerinin iş, ekmek,  özgürlük olduğunu vurgulamak için yürüyüş düzenlediler. Hayata bu şekilde gelmenin kendi kararları olmadığını seçme haklarını olmadığı bir hayatı yaşamak zorunda kaldıklarını belirten travestiler bu yaşadığımız süreç bize reva görülmemeli diyorlar.

Sokak ortasında şiddete uğrayan, en yakınları tarafından taciz edilen ve kurşunlara hedef olan travestiler parası olan ünlü zenginleri herkesin kabullendiğinden kendilerini kabul etmediklerinden şikayet ediyorlar. Bülent Ersoy’un rahmetli Zeki Müren’in el üstünde tutulması toplumda karşılık görmesi çok güzel bir olaydır ama sırf biz ünlü değiliz onlar gibi paramız yok diye dışlanmamız doğru değil diyerek feryat ederek seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Bir çoğu Bülent Ersoy şarkıları ile moral bulmaya çalışan travestiler sesimiz güzel olsaydı bizde bu toplumda yer edinirdik diye şikayet ediyorlar.

Devletimiz çok büyüktür binlerce mülteciye kapısını açıp onlara aş veren devlet bir grup travestiye de sosyal yardım yapabilir diyerek sözlerini bitiren travestilerin haklı davalarında yanlarında olmalıyız.

 

 

Nerede duracağınıza karar veren cinsiyetiniz

Kendi seçimlerimiz dışında bir de seçim yapmadığımız halde sahip olduğumuz özelliklerimiz var, nerede duracağımıza nasıl davranacağımıza karar vermemizi sağlayan cinsiyetimize doğumumuz esnasında biz karar veremeyiz.

Zengin bir aile ya da mutlu bir aile, ya her şeyden yoksun bir hayat ya da varlık içinde büyümek her zaman bizim dışımızda gelişen olaylardır. Ancak kendi kararlarımızı verme yaşımıza geldiğimizde ipler bizim elime geçer. İşte o zaman karar düşünüp kendimiz için en doğru kararları vermeliyiz.

Dediğim gibi kendimizin karar vermediği bir hayatı yaşamak zorundayız. Hele bir de  kadın olarak sorumluluklar almaya başladığımızda hayat daha da zorlaşır. Erkeklerin aksine kadınlar ince düşünce sahibi narin canlılardır. Sokakta bulduğu bir kediye bile sahip çıkan kadınlar, bir çocuk sahibi olmak için bedenindeki değişime ve acıya razı olurlar. Dünyada hiçbir erkek bir kadının doğum öncesi ve sonrası çektiği bir acıyla başa çıkamaz anneler değil de babalar çocuk doğursaydı dünya nüfusu çoktan tükenirdi.

Kadın olmak demek hayatındaki herkesin sorumluluğunu almak demektir aynı zamanda, çocuğunun bütün bakımını üstlenirsin, evin bütün işi sırtındadır evde herkesten önce yataktan kalkıp kahvaltı hazırlamak, çalışıyor olsan bile herkesi elinle evden uğurlamak zorundasındır hatta kaybolan çorapların yerini de sen bilmelisin. Temiz bir ev halkı, karnı tok bir ev halkı ütülü gömlekler temizlenmiş odalar ve dumanı üstünde bir kap yemek senin işindir. Kimse yaptığın işlerin ağırlığını bilmese de sen zevkle yaparsın .

Bazen yaptıkların için bir teşekkür bile almazsın yine de aynı şeyleri bıkmadan usanmadan yapıp, süper kahraman gibi çalışırsın. Dünyadaki süperman sensindir aslında, yoktan var edemezsin ama var olan her şeyi sen güzelleştirirsin.

Hayatı planlamadan yaşadığın bir an bile yoktur, sabah şu saatte kalk, akşam şunu yapmadan uyuma, herkesi memnun et, kısacası saçını süpürge etmek deyimi kadınlar için kullanılan tam da yerinde söylenmiş bir deyimdir. Saçını süpürge et ama şikayet etme, yorgunluktan canın çıksa da bir çikolata at ağzına ve marş marş işlerin başına.

Yaptığın bunca şeyden sonra aldığın ödül ise çocuklarınınve eşinin gözündeki sevgidir. Ah bu ev halkı sen olmasan ne yapardı? Savaş çıksa bu kadar olur dediğin evde her sabah bir koşuşturmaca yaşanır ve kumandan hep sensindir.

Kadınların bu kadar önemli olduğu bir dünyada şiddete en çok maruz kalan, kıskançlık yüzünden sokak ortasında dövülen, vurulan, tekmelenen, aşağılanan ve ana avrat küfür edilen de kadınlar değil mi? Analarımıza verdiğimiz kıymeti eşlerimize vermeyiz çoğu zaman, kız kardeşimize yapılmasını istemediğimiz her şeyi başkalarının kızlarına yapmaktan geri de durmayız.

Kız çocuklarımızı dizlerimizde severken, evlendikten sonra sahip çıkmayız.  Sırf bu dünyaya  kadın hormonları ile geldiği için travesti olmayı seçmiş kadınlarımıza yaptıklarımız ise affedilir cinsten değil, çalıştığı işi alırız elinden, oturduğu evi boşalttırırız,  sokakta özgürce gezmesine bile tahammül edemeyiz. Kendimizden olanı dışlamak hangi mantığa sığar bilmem ama evindeki kadına bile değer vermeyen insanlardan sokaktakilere değer vermesini beklemek delilik olur.

Sanki travestiler bu dünyadan değilmiş gibi bakarız onlara oysa herkes bilir aynı atadan geldiğini, tıpkı kadınlarımız gibi göz ardı ederiz onları da dünyaya nasıl  ve  nerede geldiğimizin ne önemi var ne olacağımıza karar vermek bizim elimizde iyi bir insan ya da kötü bir insan karar sizin.

Dünyanın Yarısı Açlıktan Ölüyor

Yaşadıkları topraklarda yeterli gıda bulamayan insanlar ölüme mahkum edilmişler. Küçücük çocukların aç, susuz ayakları çıplak bir şekilde yaşamak uğruna vatanlarını terketmeleri  karşısında söylenecek söz bulamıyorum. Açlık ve terör karşısında çaresiz kalan bu insanlar gözümüzün önünde yok oluyorlar. Bu arada insanlığın ilgileneceği o kadar çok şey varken travesti ve eşcinsellerle uğraşan insanlar okuyun.

Dünyanın bir kısmında insanlar sefalet içinde yaşarken, bolluk içinde umursamazca yaşayan insanların yaşanan dram karşısında sessiz kalmaları, insanlık öldü mü? Dedirtiyor.

Afrika kıtasında açlıktan ölen bebekler, bir parça ekmeğe muhtaçken biz sofralarımızda yiyemeyeceğimiz kadar yemekleri tabaklarımıza doldurmaya devam ediyoruz. Her gün ihtiyacımızdan fazla ekmek alıp çöpe atarken, kapımızdaki hayvanları bile düşünmeden yaşamaya çalışmak içimi acıtıyor. Hep bana, hep bana diyen insanların birkaç gün aç kalması belki de açlığı öğrenmesi için yeterli olur. Ne demişler tok, açın halinden anlamaz. Dünyayı yöneten bir grup elit insan tabakası açlıktan ölen bu insanları ne zaman görmeye başlayacak.

Bazen Lidya’lıların parayı bulduğu güne lanet etmek istiyorum. Paranın satın alma gücü her geçen gün artarken vicdanın parayla satın alınamayacağı gerçeğini unutuyoruz. Parayı araç olmaktan çıkarıp amaç haline getiren yeni  dünya  düzeninde paran kadar konuş diyenler ellerini vicdanlarına koyup düşünebilseler yaşanan dramlar karşısında ben tek başıma ne yapabilirim? Derler.

Oysa hayatı bu kadar acımasız yapan düzeni bizler kurmadık mı? Bu düzeni yıkacak olanlarda biz insanlarız. Komşumuzdan başlayarak hayatı anlamaya çalışmaya başlayabiliriz. Bizim inandığımız din komşusu açken tok yatan bizden değildir derken, dünyanın yarısı açlıkla boğuşurken buna seyirci kalamayız. Bu dünyada herkese yetecek kadar nimet bulunmaktadır.

Dünyanın her yerinde çığ gibi büyüyen sivil toplum kuruluşlarına üye olarak elimizden geldiğince çaresiz insanlara çare olmalıyız. Amerikalı bir aktris kadar olamayacak mıyız?  Somali’ye yardım kampanyası düzenlendiğinde vereceğimiz 5 TL bir çocuğun bir gün daha yaşamasına olanak sağlıyorsa her gün onlar için bütçemizden ayıracağımız 1 TL ile kaç çocuğun hayatı kurtulur düşünün. Kızılay, Kızılhaç gibi yardım kuruluşları bağışlanan bu paralarla aç insanlara yemek dağıtmayı sürdürüyor.

Bizim için önemsiz olan bu paralar insanlığın kurtuluşu için hayırlı olacaktır.  Kendi içimizde didişmeyi bırakıp, insanlık için çalışmak herkesin görevi olmalıdır.  İğneyi kendimize batırdıktan sonra çuvaldızı başkasına batırırsak etrafımızda gördüğümüz bizden farklı insanları sırf cinsiyet ayrımı yaparak dışlamayız. Yapılan araştırmalar Trans bireylerin daha vicdanlı, daha hassas olduklarını kanıtlamışken travesti diye içimizde barındıramadığımız bu insanları anlamaya çalışsak dünyayı kurtarmak için en büyük adımı atmış oluruz. Belki de insanlık tarihinde yapmış olduğumuz hataları düzeltmek için geç kalmış sayılmayız. Kardeşlik be barış içinde yaşanan bir dünyada buluşmak üzere hoşcakalın.

 

 

Sevimli Dostlarımız

Evcil hayvanlarımız hayvan sever dostlarımızın vazgeçilmezidir. Yavru bir hayvanı kucağına alıp seven bir insanın ondan kolayca vazgeçebilmesi neredeyse imkansızdır.

İnsanlara en yakın hayvanların köpekler olduğu bilinen bir gerçektir. Bir köpek sahibine koşulsuz hizmet eder. Köpeklerin ve kedilerin insanların ruh halini anlayabilme yetenekleri vardır. Köpeklerin sahip olduğu gelişmiş koku alma duyusu nedeniyle hasta hücrelerin kokusunu aldıkları ve hastalığı anlayabildikleri söylenmektedir.

Geçenlerde bir belgeselde izlediğim yaşlı kadın can dostu köpeğinin bir süredir mutsuz olduğunu ve sürekli kendisine acıklı gözlerle baktığını fark etmiş, önceleri buna bir anlam veremeyen kadın doktora gittiğinde rahim kanseri olduğunu öğrenmiş ve tedaviye başlamış. Kadında bulunan kanser hücresi tedaviyle küçüldükçe köpeğin neşesi yerine gelmeye, oyunlar oynamaya başlamış. Köpeğin sahibi kendi hastalığını köpeğinin bildiğini öne sürerken, birçok hasta üzerinde yapılan testler olumlu sonuçlar doğurmuş yani köpekler hassas burunları sayesinde kanserli hücrelerin kokusunu alabildiklerini kanıtlamışlardır.

Her koşulda dört ayağı üzerine düşer denen kedilerin yetenekleri ise saymakla bitmez dünyanın en masum hayvanı diye nitelendirebileceğimiz kediler ev halkı içerisinde bir kişiyi kendine sahip olarak kabul eder ve sadece onun emirlerini yerine getirirler.

Altı yıldır sahiplendiğim kedim eve her girdiğimde yanıma gelir ve beni rahatlatmaya çalışırdı. Ruhsal durumumum hemen farkına varan kedim, sinirli olduğum günlerde yanıma yaklaşmazken neşeli günlerimde şımarır, karnıma yatıp, mırıl mırıl mırıldanır.

Aslında evcil hayvan beslemek çok zahmetli bir iştir. Hayvanınız kendi ihtiyaçlarını bir insan gibi karşılayamadığı için ona bir bebek gibi özen göstermeniz gerekir. Mesela evcil hayvanınızı bırakıp tatile çıkamazsınız. Sürekli evde hayvana ilgi göstermek, ara sıra onu gezdirmek, tuvalet kabını temizlemek, mamasını ve suyunu yeterince kabına koymak gerekir. Evde hayvan beslemek sorumluluğu insanı bazı zevklerinden gibi alıkoyabilir.

Bazen kendi çocuklarımıza göstermediğimiz ilgiyi bizlerden bekleyen evcil hayvanların bakımı bizi aşabilir. Bu durumda yıllarca beslediği evcil hayvanını sokağa atan insanlar gördüm. Bir insanın bakımına alışmış bu hayvanları sokakta yaşama şansı yoktur.

Evimize bir evcil hayvan alacaksak uzun vadeli düşünmeli küçük hevesler uğruna bu canlıların hayatları ile oynamamalıyız. Hayvanların da duyguları olduğunu unutmamalıyız.

Bir arkadaşım işle ilgili bir sorun yaşadığında yıllarca besleyip büyüttüğü kedisini artık bakamayacağım diye sokağa bırakmak istediğinde ona karşı çıktım. Bakamayacaksın ona yeni bir yuva bulması gerektiğini anlattım. Beni dinlemeyen buna vakti olmadığını söyleyen arkadaşımın kedisini bir süre kendi evimde misafir ettim ve onu üst katımda oturan trans arkadaşlara hediye ettim.

Travesti arkadaşlar bu hediyeye çok sevindiler sahipsiz kediyi gözlerinden sakınan komşularımın duyarlılığı beni çok mutlu etti. Akşamları çalışmak zorunda kalan bu arkadaşlarımın sevimli kedilerini ara sıra bana bırakmaları ise beni çok mutlu ediyor. Yıllardır beslediğim kedim şirine arkadaş olan yeni kedimin ismini travesti dostlarım bahtsız koymuş neden bahtsız diye sorduğumda kendilerine benzettiklerini kedinin de tıpkı kendileri gibi yıllarca aile bildikleri kişiler tarafından kapıya konulmasının bahtsızlık olduğunu söylediler. Aslında söylemek istedikleri çok açıktı. Hayvan ya da insan hiç fark etmez her canlının sevgiye ihtiyacı vardır.

Sen Neysen O

tutunamayanlar-sozleri“İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir” sözü söylenmiş en güzel sözdür. Kendini bilmekle ilgili çok güzel edebi eserler mevcuttur.

Bunlardan biri de Türk edebiyatının ilk modern eseri Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanıdır. Romanda kendini diğer insanlardan farklı hisseden asosyal yaşayan Selim’in hayat hikayesi, arkadaş çevresi ve onu ölüme götüren olaylar anlatılmaktadır. 1970 TRT Roman Ödülü’nü kazanan Tutunamayanlar küçük burjuva dünyasını ve değerlerini zekice alaya alarak okuyucunun büyük bir kesiminin anlayamayacağı bir dille anlatmıştır.
Kitapta “Kendini çözemeyen kişi kendi dışında hiç bir sorunu çözemez.” diyen yazar insanın kendisini bilmesinin öneminden bahsetmiştir oysa hala pek çok insan kendini hiç tanımadan başkalarının kendisini anlamasını bekleyip durur. Hayatını anlaşılmak uğruna harcarken bir kez olsun kendine dönüp bakmayı akıl edemez.
içinde kopan fırtınalara rağmen olduğundan farklı görünme çabası gün gelir inceldiği yerden kopar.
Başkalarını mutlu etmek isterken kendi hayatını kaçıran insanlar için “Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım: mürekkeple yazmışlar oysa. Ben kurşun kalem silgisiydim. Azaldığımla kaldım.” cümlesini kaleme alır.
Bu dünyada kendin olamadıktan sonra başkaları gibi yaşamanın da bir anlamı olmamalı, Mevlana Celalettin Rumi’nin dediği gibi “Ya göründüğün gibi olmalısın, ya da olduğun gibi görünmeli” körsen, topalsan, kadın ve ya erkeksen, travesti ya da eşcinselsen, kalpsiz bir aşağılıksan bile, hatta gerizekalı bile olabilirsin çık haykır ne olduğunu en azından sen kendini biliyorsundur. Asıl acınılacak halde olanlar kendini bilmeyen insanlardır.

Duşa Giren Ünlüler

als2Dünyanın en zengin insanı Bill Gates ekranların karşısına çıkarak kafasından aşağı bir kova buzlu suyu dökünce şaşırıp kaldı herkes ne anlatmak istediğini anlamak yerine haberlere ne kadar konu olduğuna baktık.
ALS hastaları için başlatılan buzlu su kampanyası bizim mankencik ve sözde artistlerin reklamı haline döndü. Hergün ünlü dediğimiz kişiler kamera karşısına geçip başlarından aşağı bir kova buzlu suyu boca ediyorlar. Oysa pek çoğunun yardım kampanyasına bir kuruş bile bağışlamadıkları açıklandı. zaten kampanya ya başından aşağı bir kova buzlu su dök ya da bağış yap diyordu onlar buzlu suyu tercih etti.
Her şeyi abartma hastalığına yakalanan bu kişilere sorsan ALS nin ne olduğunu bile tanımlayamazlar.
“Amyotrofik lateral skleroz.” Motor nöron hastalığı olarak da bilinen, merkezî sinir sisteminde, omurilik ve beyin sapı adı verilen bölgede motor sinir hücrelerinin (nöronlar) kaybından ileri gelen bir hastalık türü ALS. Ortalama 40 ila 70 yaş arası kişilerde çizgili kasların güç kaybı ve hantallığı ile gözlemlenen ALS hastalığı ortalama iki ila beş yıl süresinde tamamıyla kas kontrolünün bittiği nörolojik bir hastalık olarak bilinirken maalesef bizim sözde ünlülerin yaz eğlencesi durumuna düştü.
Sosyal sorumluluk alanında hiç birşey yapmayan bu kişiler iş reklama gelince meydanlarda cirit atıyorlar, bedava reklam baldan tatlıymış. Biz bu birden parlayıp sönen reklam furyalarını medyada yıllardır izliyoruz. Oysa ki bu denli önemli bir hastalığın ne olduğunu açıklayan tek bir ünlü bile çıkmadı, sıcak yaz günlerinde kafana buzlu suyu dökersen serinlersin oh ne ala hayat gelin bu kampanyayı kışın yapın, kimseden ses çıkmaz maazallah hasta olup narin ses tellerini üşütürler. Konserlerde milyonları götüremezler.

Geçenlerde erdişi diye tanımlanan travesti bir arkadaşım kafasına sıcak su döküp duş almış, bizim medya suyun buzlu olduğunu zannedip haber yapmış.Bu yazıyı bitirip balkona koşasım var hava sıcak bir kova buzlu su iyi gider.

Anormal mi Yoksa Normal misin kardeş?

Kendimi bildim bileli insanları o, bu, şu diye ayırmak gibi bir yanlışa düşmedim. İnsanı insan yapan bir insandan doğmasımı dır? yoksa beynini kullanma özelliğimi dir? Benim fikrimi sorarsanız insanı insan yapan kişiliğidir.

Kişilik doğduğun ortamdan, çevrenden aldığın bilgileri doğuştan gelen özeliklerinle birleştirip harmanladığın işte bu benim dediğin yerde başlar. İyi bir eğitim almış ya da kendini yetiştirmiş hiç kimse böyle gelmiş böyle gider diye yanlış adımlar atmamalı, kişiliğini ön plana çıkararak doğru kararları vermelidir.
Hayvansever bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelirsen karıncayı bile incitmekten kaçınırsın. Belki bir avcı tarafından anormal olarak tarif edilirsin ama neyin normal, neyin anormal olduğuna karar verecek durum her zaman değişecektir. Normal olmak çoğunluğa benzemek diye adlandırılsa da bir akıl hastanesinde çoğunluğa uymaya çalışmak sadece delilik olacaktır.
Sana benzemiyor diye bir insanı etiketleyeceksen önce dönüp kendine bakman ben normal bir normmuyum? diye sorman gerekmez mi? Mevlana Celalettin Rumi’nin dediği gibi “yaradılanı severim, yaradandan ötürü” dusturünü benimsemiş insanların başkalarını yaradılış özelliklerinden dolayı yargılama hakkı yoktur. Sen siyahsındır ben beyaz, sen erkeksindir ben kadın, ya da her iki cinsi de içinde barındıran bir travesti olabilirsin.
Görmen gereken insan yavrusu olup olmadığındır ya da beynini kullanıp kullanmadığın geriye kalan herşey boş laftan ibarettir. travesti haber sitesi travestiyim org.