Öne çıkarılan yazı

ŞEHiRLERE GÖRE TRAVESTi ADRESLERi trv nedir?

Türk travesti adresleri şehirlere göre ayarlanmış tır tıkla gör.

travestiAnkara travestileri | İstanbul-Avrupa Yakası travestileri | İstanbul-Anadolu Yakası travestileri | İzmir travestileri | Antalya travestileri | Adana travestileri | Sakarya travestileri | Bursa travestileri | Bolu travestileri | Marmaris travestileri |  Kuşadası travestileri | Bodrum travestileri | Elazığ travestileri | Erzurum travestileri | Hatay travestileri | Samsun travestileri | Diyarbakır travestileri | Eskişehir travestileri | Çanakkale travestileri | Gaziantep travestileri | Kayseri travestileri | Konya travestileri |  Mersin travestileri | Denizli travestileri | Tekirdağ travestileri | Balıkesir travestileri | Kocaeli travestileri | Alanya travestileri | Amasya travestileri | Düzce travestileri | Ordu travestileri | Aydın travestileri | Van travestileri | Sivas travestileri | Fethiye travestileri | Urfa travestileri | Kahramanmaraş travestileri | Urfa travestileri | travesti |

Üstteki linklere tıklayarak arz ve talebe uygun ve amacına uygun olan siteleri kentlere göre tıklayarak mdellerimizi görebilirsiniz iclal.

Değiştirme şansınız yoksa keşke demeyin

Söylediğimizde bizi derinden üzen ne çok konu birikir hayatımızn tek düze yaşamı içinde, keşkeler biriktirmiş olduğumuzun farkına o anlarda varırız.

Söylemediğimiz, yapmadığımız, gitmediğimiz hatta tadına bakamadığımız her şey belli bir yaşın üstüne geldiğimizde karşımıza çıkar. Keşke demek zorunda kalırız. Şimdi Manisa travestilerinden Azra, sen o kadar yaşlanmadın gülüm daha gençiz diyor ama ben bu yazıyı yazarken, bitmek bilmeyen kışın, durmadan yağan karın yorgunluğu içinde kendimi on yaş birden yaşlanmış hissederek yazıyorum. Çocukken farkına varmadığımız pek çok gerçek orta yaşlarımızda gözümüzün önüne film şeridi gibi serilir. Muhakkak sizin de kalbinizin derinlerinde saklı keşkeleriniz, ah keşke öyle yapmasaydım dediğiniz konular vardır. Zaten kim istediği hayatı yaşayıp, keşkesiz ayrılmış ki bu dünyadan. Dünyanın en mutlu hayatının bile yaşamış olsanız yapamadığınız, içinizde kalmış duygular, olaylar birikir arkanızda.

Mesela, Ankara travestilerinden Sade, annesi ile geçiremediği günler için keşke derken, İstanbul travestilerinden Bade, hiç yaşamadığı bir aşk için keşke diyor. Keşke mahalle baskısı, çevre baskısı falan takmadan dilediğimiz gibi yaşayıp, bitirseydik ömrümüzü ah keşke…

Ortaokul yıllarında aynı sınıfta okuduğum bir genç vardı. Saçları altın sarısı, gözleri deniz mavisi, teni süt beyazı oda benden hoşlanıyordu biliyordum. Bir gün bana yaklaşıp, sinemaya gitme teklifinde bile bulunmuştu, ama işte ailemin tutumundan korkup, hayır demiştim. Hayatım boyunca bir daha içimi öyle eriten biriyle karşılaşmadım mesela, keşke o gün onunla o sinemaya gitseydim.   İlk öpücüğü onunla paylaşsaydım. Yağmurun altında ıslandığım teninin kokusunu içine çektiğim ilk kişi o olsaydı, olmadı işte şimdi keşkelerle doldurduğum şu soğuk bahar gününü yapmak isteyip de yapamadığım anılarla dolduruyorum.

Aslında hiç kimsenin geçmişi değiştirme şansı yoktur ama yine de bu gerçeği bildiği halde keşke demekten kendini alamaz insan, sevdiği bir insanı yeni kaybetmişlik duygusunu bilirmisiniz hani ne kadar üzülürseniz üzülün onu geri getirmenin bir yolu yoktur. İşte hayatımıza giren keşkelerde tam böyledir. Değiştiremeyeceğinizi bile bile düşünürsünüz .  Bırakalım geçmişi ve bugün artık keşke demeden yaşamaya bakalım. Hayat kısa, zaman daralıyor. Keşkesiz bir ömür sizi bekliyor. Saygılarımla.

Günün modası beyaz çay

Çayın iyisini içmek ve sağlıklı bir hayat sürmek için saraylarda yaşamanız gerekmiyor. Fiyatı biraz pahalı olsa da beyaz çay şimdilerde tam bir sağlık deposu, güzellik iksiri olarak market raflarında yerini aldı. Çay yapraklarının henüz olgunlaşmamış yeni büyümeye başlamış yaprakları bahar aylarında sadece beş gün boyunca toplanır, özel bir yöntemle işlenir. Bildiğiniz yeşil çaydan farklı bir renk alır ve bu haliyle bin bir derde deva olur. Beyaz çayın adı yaprakların üzerindeki beyaz tüylerden gelmektedir. Aynı bitkiden elde edilmesine rağmen siyah çay, eşil çay ve beyaz çay tat bakımından birbirlerinden tamamen farklıdır. Siyah çayın sert tadı, yeşil çayda hafif ve bitkisel bir tada dönüşür. Beyaz çay ise bu iki çaydan daha hafif bir aromaya sahiptir ve yumuşak içimlidir.

En kaliteli beyaz çay Çin’de yetişmektedir. Hiç açılmamış çay yaprakları toplanır ve kurutularak paketlenir. Ben Çin’den gelen beyaz çayı denemedim ama geçenlerde Konya travestilerinden Ayma, Rize gezisinden hepimize beyaz çay hediyesi ile gelince beyaz çayı deneme fırsatı buldum. İçimi hafif olan bu çayı çok beğendim. Faydalarını öğrendikten sonra siyah çay içmeyi bırakarak beyaz çay içmeye başladım.

Sizlere de benim yani travesti İclal’ın çok beğendiği bu çayın faydalarından bahsetmek isterim; Beyaz çay öncelikle cildi tazeliyor ve içinde bulunan E vitamini sayesinde hücrelerin kendini yenilemesine yardımcı oluyor.  Metobolizmayı hızlandırdığı için yağ yakımı sağlıyor ki bu özelliği ile kış aylarında biraz kilo alan Bodrum travestilerinden Ayda’dan tam not almayı başardı. Ayda beyaz çay sayesinde bir ayda tam olarak beş kilo verdi ve yeniden bomba gibi oldu. Beyaz çay kanserli hücrelerin küçülmesini sağladığı için yüksek fiyatına rağmen kanser hastalarının da ilk tercihi olmayı başardı. Zaten illa bu çayı siyah çay gibi kilo ile almaya gerek yok çünkü günde sadece üç bardak beyaz çay içmeniz sağlığınız için yeterli olacaktır.

Piyasada gramla satılan beyaz çayın bu kadar pahalı olmasının en önemli nedeni ise bahar aylarında yetişen ilk yaprakların toplanması. Ayrıca bu yapraklardan sadece üç gün ürün alınabiliyor. Az olan her şeyin fiyatının yüksek olması da gayet normal bir durum. Piyasada buna arz talep ilişkisi deniliyor. Bir şey çok isteniyor fakat az bulunuyorsa fiyat ona ters bir orantı ile artıyor. Bana soracak olursanız maddi gücünüz elveriyorsa bu çayı mutlak deneyin. Sağlık için her şeye değer. Sağlıkla kalın.

 

 

Manik depresif korkusu

Zaman geçtikçe değişen teknoloji, yediğimiz gıdalar ve soluduğumuz hava değişime uğruyor. İnsanlar bu durumdan her zaman olumlu olarak etkilenmiyorlar tabi, kimimizi mutlu eden bu değişimler kimimizde geri dönüşü olmayan yaralar açıyor.

En basitinden söylemek gerekirse zamana ayak uyduramayan bir kısım insan yaşadığımız dünyada hastalanıyor ve ruhsal dengesini yitirtiyor. Siz de şahit olmuşsunuzdur yaşadığı ağır bir durumu atlatamayıp, bunalıma sürüklenen insanların bir kısmı intihara yönelir. İntihar eğiliminde olan kişilerin mutlaka bir duygusal çöküş yaşamaları yani Bipolar bozukluk göstermeleri gerekir. Hiçbir hastalık kanser bile öyle durup dururken ortaya çıkmaz. Bazen ben bile acı bir olay karşısında kendimden korkmaya başlıyorum caba bunu nasıl iyileştiririm diye çareler arıyorum. Konya travestilerinden Aysa, yaşadığı bir acı tecrübe sonrasında manik depresif bir atak geçirmiş ve nihayetinde zor da olsa üstesinden gelmeyi başarmıştır. Maalesef yaşadığımız dünya bizlere kolaylıklar ve gül bahçeleri ile gelmiyor. Attığımız her adım, aldığımız her nefesin arkasında yarın ne olur korkusu ve endişesi yaşıyoruz.

Sadece travestiler yaşamıyor tabi bu durumu, dünya üzerinde yaşayan insanların yarısı nerdeyse bu hastalığın pençesinde çırpınıyor. Yapılan araştırmalar Bipolar bozukluk yaşayan pek çok insanın ne yaşadığının, hastalığının farkında olmadan basit bir depresyon diyerek hastalığı geçiştirdiği, oysa gerçekte bu hastalık azımsanmayacak kadar kişiyi intiharın eşiğine getirecek kadar tehklikeli bir durum. . Bipolar bozukluğu olanların aileleri için de durum eşdeğer bir zorluk yaratır. Bu, aileler tarafından kabul edilmesi en zor olan ruhsal hastalıktır. Örneğin, aileler şizofreniyi daha kolay kabul eder, bunun bir hastalık olduğunu anlarlar. Fakat kişi çok üretkenken, birdenbire mantıksız ve saçma sapan davranmaya başladığında, bu durum ailede daha büyük bir hasara yol açar.

Tedavisi olan hiçbir hastalıktan korkmamak ve korkularımızın üzerine gitmemiz gerekir.  Ne manik ne de depresif olma lüksümüz yoktur şu hayatta, madem dünyaya geldik ve bir sınav veriyoruz, her zaman dim dik ayakta durmak ve tüm zorluklara gögüs germek bizim tek amacımız olmalı.

Hayat çok kısa zaman bize ragmen akıp gidiyor. Sokaga çıkmak ve bu dünyada ben de varım demek lazım. Sağlıkla kalın.

 

 

Ay ve Güneş’in yarışı

Dünya ve yaşadığımız Samanyolu’nda yaşanan her olay ile yakından ilgileniyorum.özellikle dünyamızın dışında yaşanan olayların bir şekilde biz insanların ve dünyanın çekirdek yapısında etkili olduğunu savunanlardanım.Bildiğiniz gibi bugün bir güneş tutulması olayı yaşandı ve kuzey bölgelerde yaşayan insanlar bu tutulmayı çıplak gözle izleyebildi. Benim yaşadığım İstanbul’da sabah saat 11:30 gibi yaşanan olayda Ay Güneş’in önünden geçerken hava biraz karardı. İçim ürperdi çünkü uzmanlar bir süredir beri televizyon ekranlarından deprem çığırtkanlığı yapıp, bu tutulmanın yerküreye deprem olarak geri dönebileceğini söylüyorlardı. Umarım haklı çıkmazlar, deprem demek çaresizlik ve yıkım demektir.

Bu tutulmanın insanlar üzerinde de etkili olacağına inandığımı söyledim çünkü biraz astronomi ve burçlarla ilgilenen biriyim.Tutulma dünyada baharın gelişinin, çiçeklerin açmasının bir habercisi, aynı zamanda yükselen burçlarımızı da etkisi altına alacak tutulma, güneşin koç burcuna girmesini sağlayacak. Yükseleni koç burcu olan Bursa travestilerinden Berra, dünyaya farklı bir bakış açısı ile bakmak zorunda kalacak çünkü bu dönemde hayatında yenilikler ve değişimler olacak. Bu tutulma zodyağın son burcunun son derecesinde oluşarak bizlere diyor ki, teslimiyet ve fedakarlık olmazsa güzel başlangıçların oluşmasına izin vermeyeceğim.

Tutulma için söylenen başka kötü olay senaryoları da var tabi, örneğin salgın hastalıkların artmasından korkuluyor. Zaten şu günlerde domuz gribi dünyada ve ülkemizde çok can aldı ve almaya devam edecek gibi görünüyor. Hatta siyasal hayatlarda bile değişiklik bekleniyor sanırım bu da biz de yakın zamanda yaşanacak seçim sonuçlarını etkileyebilir. Hayırlısı olsun ne diyelim. Umarım savaşlar ve ölümler bu tutulma ile artmaz.

Yükseleni Koç olanlar artık kötü alışkanlıklarıyla yüzleşmeliler. Yükseleni Boğa olanlar ise,arkadaş çevrelerini değiştirmek ve yeni bir başlangıç yapmak zorunda kalabilirler, şimdiden eski ve size eziyet ettiğini düşündüğünüz arkadaşlarla vedalaşın.İkizler kariyer değişikliğine,Yengeçler ise her zaman istedikleri güce kavuşmayı beklesinler bu tutulma onlara bunun kapılarını açacak.

Yükseleni Aslan olanlar için maddi anlamda bir rahatlama bekleniyor. Belki de Mısır’daki dedenizden miras kalır kim bilir. Kovalar için ise tam tersine maddi anlamda kayıplar gören uzmanlar, bu tutulmanın en çok Koçlara yarayacağının üstüne basıyorlar.

Burçlara ve gök olaylarının sizi etkilediğine inanıyorsanız bir uzmana daha detaylı bir bakı yaptırabilirsiniz. Neyse haliniz, çıksın falınız. Sevgilerimle.

Bizi biz yapan her şey

İnsanı hasta yapan şeyler sevgi eksikliğinden kaynaklanır oysa şefkat her derdin ilacıdır. Çiçeklerin el değmeden büyüdüğü yerlere, havanın hava, suyun su, insanın insan kaldığı yerlere gitmek için en değerli duygularımıza insanı insan yapan değerlerimize sarılalım. En zor, en sarsıntılı zamanlarımızda bizi ayakta tutan; sadakat ile bağlı olduğumuz değerlerimiz.

Dünyaya nasıl geleceğimize biz karar vermedik elbette ama insan olmuşsak mutlaka bunu hak etmek için uğraş vermeliyiz. Nedir insan olmak diye sorarsanız bana göre değerlerimizdir belki sana göre zekamız. Ama bazı hayvanlarda da zeka olduğu ortaya çıktığından beri ben değerleri ilk sıraya koymaya karar verdim. İnsanı bir yapı olarak ele alacak olursak, değerlerimizin taşıyıcı kolonlarımız olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Dürüstlük, aşk, vicdan, adalet ve eşitlik gibi duyguları başka bir canlı da görmeniz imkansızdır. Siz hiç adalet duygusu ile davranan bir hayvan gördünüz mü? Ben bu konulara ne zaman arkadaş toplantılarında değinecek olsam; Ayda benim için ilk sırada cinsiyet eşitliği geliyor deyip duruyor. Haksız da sayılmaz Ankara travestileri, İstanbul travestileri hatta İzmir gibi modern bir şehrin travestileri bile kendilerine doğuştan verilen bu cinsiyetleri için eşitsizliğe uğradıklarını söylüyorlar. Eşit haklara sahip olmak için sanki aynı cinsiyette olmak şartmış gibi itilen, hor görülen ve ikinci sınıf vatandaş muamelesine tabi olan kadınlar ve travestiler erkeklerle aynı haklara sahip olmak kısacası adalet ve eşitlik sağlamak için bir çok dernek kurmuş.

Bu derneklere ise üye olan erkek sayısı neredeyse sıfır, sanki dünya sadece erkek cinsiyeti üzerine kurulmuşcasına kendilerine her konuda üstünlük çıkarıyorlar. Kadını evinde oturması gereken ve erkek işine karışmaması gereken bir canlı olarak görüyorlar.

Geçtiğimiz hafta Dünya Kadınlar Günü kutlamasının pek çok kadın için isyana dönüşmesinin tek nedeni de işte bu ayrımcılıktır. Bizi biz yapan değerlerimize en başta da sevgiye bağlı kasaydık bu yaşanan kadın cinayetleri de travesti cinayetleri de bir son bulabilirdi. Maalesef değerlerimizden uzaklaştıkça dünyanın çivisi çıkmaya devam ediyor. Hadi hep birlikte insanlığın en büyük hediyesi olan değerlerimize dönüş için kolları sıvayalım. Var olmak ve biz olmak bu kadar zor olmamalı. Sevgi ve saygılarımla hoşcakalın dostlar.

 

Othello sendromu

Tarih boyunca kadın cinayetlerinde hep bulunan ilk bulgu olmuştur aşk, nasıl diye merak ediyorsanız gazetelerin cinayet haberlerini bir gözden geçirebilirsiniz. Çoğunlukla sevdiği kadını kıskançlık yüzünden öldüren eşlerin olduğunu göreceksiniz. Peki dünyanın en güzel duygusu olan aşk nasıl olur da insanı dünyanın en cani katili yapabilir? Aslında bunun cevabını psikolojik bir rahatsızlık olan othello sendromunun ne olduğunu öğrenince bulacaksınız.

Othello sendromuna yakalanan kişiler hasta değil aşık olduğunu zannederler oysa dünyanın en tehlikeli hastalığına yakalanmışlardır. Belki de sizin sevdiğiniz kişide bu hastalığın izlerine rastlamak mümkündür. Bu sendromda kişi sevgilisini her şeyden ve herkesten kıskanmaya başlar hatta bu kıskançlık o kadar ileri gider ki sevilen kişinin özgürlüğü kişiliği yok olmaya başlar. Size yakın bir arkadaşımız başından geçen bir olayı anlatmakla başlamak istiyorum hastalığı anlatmaya İstanbul travestilerinden olan bu arkadaşım deli gibi sevdiği kişinin, garip davranışlarıyla birlikteliklerinin ilk haftasında karşılaşmaya başlamış önce arkadaşlarına, ne giydiğine nereye gittiğine karışmaya başlayan sevgili işi daha da ileri götürüp, arkadaşımın dışarı çıkmasını yasaklamaya hatta cep telefonuna gelen mesajları bile okumaya cüret etmiş.

Sonrasında ise kıskançlık krizleri ile birlikte yaşanan tartışmalar darplar ve zehir edilen bir hayatın pençesinde bulmuş kendini arkadaşım. Sürekli olarak bir doktora görünmesi için ısrar edince de olan olmuş ve bir gece iş cinayete kadar gidecekken, kaçıp kurtulmuş arkadaşım. Çok seven biri böyle bir şeyi nasıl yapar diye sorgulamayın çünkü bu kişiler hasta ve hastalıklarının farkında bile değiller.

Daha geçen gün bir gazete haberinde sevgilisini kalbinden vuran adamın hikayesini okudum. Adam sevgilisi için seni çok seviyorum diye bir tişörte bastırmış ve onunla bir resim çektirmiş bu fotoğrafı sosyal medyada arattırıp bulabilirsiniz. Sayısız cinayet haberinde hep çok seviyordum kıskançlık krizine girdim ne yaptığımı bilmiyordum gibi cevaplar veren bu kişiler aslında özgüven sorunu yaşayan ve bu nedenle karşısındaki kişiye güvenmekte sorunlar yaşayan hasta ruhlu ve mutlaka tedavi görmesi kişiler. Biz aşk uğruna onlara katlandıkça maalesef sayıları katlanarak artıyor. Yapmamız gereken onları bir an önce hayatımızdan çıkarmak beklide onlardan kaçmak çünkü bu sendromu yaşayan kişilerin kıskançlık krizine girip bize zarar vermeleri an meselesi,gazetelerinin üçüncü sayfasında cinayete kurban gitmiş bir sevgili haberi olmamak için hayatımıza dahil ettiğimiz kişilere dikkat etmeliyiz.

Aşkın kademeleri

Aşık olduğumuz zaman beden kimyamız da bir anda değişime uğrar. Yanaklarımızı ateş basar, ellerimiz soğuk bir şekilde terler, iştah diye bir şey kalmaz, midemize sayısız defalar kramplar girer. Kendimizi dünyayı kurtaran adam zannetmeye başlarız.

Aşkın sadece fizik olduğunu düşünenler varsa bu yazdıklarımdan sonra aşkın kimya olan yakın ilgisine de bir baksınlar. Aşk beynimizde bir protein oluşturmaya başlar ve yeryüzünde bu proteinin açıklaması yapabilen bilim adamı henüz çıkmadı.

Aşk da ilk kademe yani aşama şehvet olarak bilinir. Yani arzular şelale olur ve karşı cinsi deliler gibi arzularız. Tabi bu duruma neden olan cinsiyet hormonları olarak bilinen östrojen ve testosterondan başkası değildir. Şehvet ile gözleri dönen aşıklar aşkın ilk kademesini yaşamaya başlarlar. Aşkın ilk kademesinden hala çıkmamış olan şehvet düşkünlerinin sayısı da az değildir. Örneğin İstanbul travestilerinden Aşkın aşık olduğundan beri bu kademede yaşıyor.

İkinci kademe ise cazibedir. İnsan beyni bu dönemde dopamin, seratonin, oksitoson gibi hormonlar salgılamaya başlarlar. İşte aşık olan insanlarda ki iştah azalmasını, uykusuzluğu ve sürekli olarak sevdiğini düşünme durumunu sağlayan bu hormonlardır. Aşık olduğumuzda bizleri mantıksız yapan ve bir mecnuna dönüştüren hormon da bu sırada üretilen Serotoninden başkası değildir. Aslında bu iki kademede maalesef kısa zamanda harcanıp bitiyor ve yerini üçüncü kademe olan bağlılığa bırakıyor. Ne de olsa bağlanmadan aşk olmaz. Partnerlerinin birbirine bağlılık duymasını oksitosin ve vazopresin hormonlarının artması sağlıyor Bilim adamlarının yaptığı deneyler sonucunda vazopresin hormonu olmasaydı kimseye bağlanmak mümkün olmayacaktı sonucuna ulaşılmış. Oksitosin ise, sevgi, nefret, kıskançlık duygularının ortay çıkmasına neden olan hormonmuş aslında bu hormonun içinden sadece nefret duygusu çıkarılıp alınabilse dünya ne kadar güzel bir yer olurdu değil mi?

Aşkın kademeleri işte bu üç aşamada gerçekleşiyor ve biz bu kademeleri aşıkken hiç fark etmiyoruz. Gerçek aşkı bulanlar için ise kademelerin zaten bir önemi olmuyor. Çünkü onlar sonuna kadar gitmeyi ömürleri boyunca vazopresin hormonu salgılamayı sürdürebiliyorlar.

Sanırım bu yazımdan sonra aşk sadece fiziksel bir olgudur diyenler kimya konusunu bir daha düşünürler. Ankara travestileri, İstanbul travestilerinden Bahar’ın, partneriyle sadece kokusu için birlikte olduğu gerçeği de kimyanın önemini bize bir kez daha hatırlatıyor. Aşk bazen sadece bir gülüş bile olabilir önemli olan doğru kişi olduğunu bilmektir. Sevgiyle kalın.

Fala inanma falsız da kalma

Huysuz-Olduğu-Bilinen-Burçlar

Burçlar aşk için neler söylüyor. Hangi burç aşkın en uygun öğrenmek istiyorsanız? Yazıyı bir solukta okursunuz. Aşka aşık boğalar, sürprizlerle dolu koçlar, güce aşık koçlar ve kusursuz aşk arayan koç erkekleri sizin için bu yazımda astrolojiye şöyle bir göz attım ve işte çıkan sonuçlar.

Boğa kadını sevdiğini el üstünde tutar erkeği ise sevdi mi tam sever. Koç kadını bağlanmaktan özgürlüğün kısıtlanmasından hiç hoşlanmasa da tam bir aşk kadınıdır. Sevdiğini paylaşmaktan çok korkan koç kadınının yaptığı kıskançlıklara tahammül edebilirseniz onunla çok mutlu olursunuz. Tabi bazı koç kadınları gücü aşka tercih edebilir ve aşk evliliği yerine mantık evliliği yapar. Aşkta mantık aramayanlara koç tavsiye etmiyorum. Koç erkeği için de durum buna benzerdir. Kadınının öncelikle ona yakışmasını onu kaldırabilmesini ister çok seçicidir. Geçen yaz bir koç burcu erkeğiyle sevgili olan Ankara travestilerinden Sanat,  koç erkeğinin bu en iyiyi arama sevdasına daha fazla dayanamadı ve ayrıldı. Boğa kadınları ise tam bir aşk delisidir sevdiği erkeği mutlu etmek için gerekirse kendi zevklerinden vazgeçip tamamen onun için yaşamaya adar kendini, böyle bir kadın bulanların biraz fazla sevgi göstermesi gerekir ve bazen bu erkeği bıktırır ve boğa kadını yalnızlığıyla baş başa kalır.

Boğa erkekleri ise dayanılmazı zor olan biraz bencil, biraz da dik başlı olurlar onları mutlu etmenin yolu sürekli olarak fikirlerini onaylamanızdan geçer. Boğa erkeklerin kalbine giden yol ise midelerinden geçer. İştahlı ve yemek yemeyi seven boğalar için iyi bir aşçı olayı göze almalısınız. Özgürlüklerine son derecede düşkün olan İkizler burcu ise, farklı kişilik özellikleri sergileyerek şaşırtıcı olabilirler. Ancak renkli kişilikleri sayesinde çok sevilirler. Sevdiklerine çok bağlanan Yengeç burçları ise kıskançlıklarıyla bunaltsalar da iyi birer âşıktırlar.  İkizler erkeğinde şeytan tüyü vardır ve kendilerini mutlaka sevdirirler. İlgi görmek, beğenilmek onlar için çok önemlidir sevgiliniz bir ikizler erkeği ise biraz daha fazla özen göstermelisiniz.

Yengeç kadını pek çok tanıdığım var. Güçlü erkeklerden hoşlanan yengeçler sırtlarını dayayacak dağ gibi bir erkek ararlar. Sevdiğini şımartmaktan zevk alan yengeç kadını aşkı uğruna birçok delilik yapar. Özellikle tipik bir yengeç olan İstanbul travestilerinden Birce, bana bunu kanıtlamıştır. Yengeç kadınının yanında durursanız asla ondan ihanet görmezsiniz. Yengeç erkeği ise  aradığı kadında annesi gibi özellikler arar ve onu bulduğunda bir çocuk gibi bağlanır. En bakımlı kadınlar ise genellikle Aslan burcu kadınlardır güzel görünmek onlar için adeta bir mecburiyettir. Aşklarında sadık ama sert olurlar. Benden size bir tüyo ciddi bir beraberlik istiyorsanız terazi erkeğinden şaşmayın. Aslında bütün yazdıklarımın biraz olsun doğruluk payı olsa da ne demişler fala inanma sen kendi doğru erkeği zaten içgüdülerinle bulursun. Hoşçakalın.

 

Cinsel isteksizlik

low-libido

Kadın ya da erkek olmanız cinsellik konusunda farklı düşünmenize neden olabilir fakat cinsellik bilinen tüm cinsel kimliklerde gereklidir. Yeterli cinsel uyarılar olmasına rağmen isteksiz olmamızın altında yatan pek çok fiziksel ve ruhsal nedenler vardır. Halk arasında bu duruma cinsel soğukluk da denilmektedir. Maalesef günümüzde yaşam koşullarının ağırlaşması, aşırı çalışmak ve yorgunluk kişilerde cinselliğe karşı bir isteksizlik kısacası libido eksikliğini beraberinde getirmektedir.

Cinsellikle ilgili kaygılar taşıyan insanlar geçmişinde bir yerlerde mutlaka bu konuyla ilgili kötü bir tecrübe yaşamış olmalıdırlar bazen de kişi farkında olmadan bu kötü tecrübeyi alt beynine atıp, günü geldiğinde ortaya çıkarabilmektedir. Kısa bir süre önce depresyon geçiren buna bağlı olarak bazı ilaçlar kullanan travesti Ayda, ilaçların yan etkisi sonucu libidosunda düşme olduğunu fark etti. Gerçekten de bazı ilaçlar ve hormonal durumlar cinsel isteksizliğe yol açmaktadır. Bunun yanında fiziksel rahatsızlıklar da aynı sonucu doğurabilir. Örneğin; şeker hastalığı, tansiyon hastalığı, tiroid hastalığı, böbrek rahatsızlıkları ya da bazılarımızın bir türlü kurtulamadığı sigara ve alkol alışkanlığı libidomuzun düşmesine bunun sonucu olarak da cinsel isteksizliğe neden olmaktadırlar.

Cinselliğin toplumda yanlış anlatılması, suç olarak lanse edilmesi kadınlarda cinsel isteksizliğin en büyük nedeni olarak görülürken, bu durum erkeklerde çoğunlukla fiziksel bir hastalığa bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Kendi bedenini beğenmeyen hatta çıplak halinden utanan insanlar bunu cinsel isteksizliğe kadar götürürken bir süre sonra cinsellik kendi kendine son bulur ve bu insanlarda gerçekten cinsel soğukluk denen olay yaşanır.

Oysa cinsellik yemek gibi içmek gibi çok doğal ve fizyolojik bir olgudur. Bir insan su içmeden yaşayamayacağı gibi cinsel dürtüleri olmadan da sağlıklı bir yaşam sürmesi mümkün olmayacaktır. Erkeklerde libido düşüklüğü, testestoran hormanları ile yakından ilgilidir. Fakat testestoran tedavileri sırasında prostat kanserine yakalanma olasılığı artacağı için çok fazla tercih edilmeyen bir yöntemdir.

Önemli olan ruhsal nedenlerin ortadan kalkmasıdır. Kafamızda yarattığımız korku ve endişeleri bir kenara bırakıp, kendimizi sevdiğimiz kişiye ya da partnerimize odaklamalı ve ondan zevk aldığımız gerçeğini hatırlamalıyız.  Kendi bedenimizle barışmalı ve zevk noktalarımızı eşimize söylemekten çekinmemeliyiz. Sağlıklı bir cinsellik için travesti Ayda’nın kullandığı yöntem olan kendine güven duymak da bu sorunu yaşayan kişilere yardımcı olacaktır. Dünyanın çok güzel bir yer olduğunu bize hatırlatacak olan cinsellikten uzak bir hayatı reddedip, mutluluğa kucak açmalıyız.

 

 

bound

Stockholm Sendromu

Bazılarınıza belki çok saçma gelecek ama kişinin kendisine eziyet eden kişiye aşık olması, bağlanması hatta ondan uzaklaşamaması olarak adlandırılan bu sendrom tıp dilinde bir hastalık olarak da adlandırılır. Bu sendromun anlamını genişleterek insanın kendisini zora sokan, üzen koşulları benimsemesi, savunması ve bu koşulları turan nedenleri görmemesi, ezenin yanında yer alması olarak da söyleyebiliriz.

Özellikle sürekli şiddet gören kişilerde görülen bu durum bir çeşit savunma mekanizmadır. Kendisine eziyet eden kişiye daha az acı çekmek için bağlanmak normal şartlarda kabul edilmese de bu durumdaki hastalar için bu kaçınılmaz bir sondur. Korku ya da sinmişlik adına ne derseniz deyin bunu yaşamadan yorumlamak anlamsız olacaktır. Kendisine şiddet uygulanan travesti bir bireyde yaşadıklarını anlatırken, suçluya karşı içinde bir yakınlık geliştirdiğini ama buna anlam veremediğini beyan etmiştir. Şiddet uygulayan kişinin öncelikli amacı kurban olarak seçtiği kişiyi kendisine köle yapmaktır. Kurbanından sürekli olarak saygı görmek isteyen, kendisine minnet duyulmasını bekleyen saldırgan bunun yanında sevgi görmeyi de kendinde bir hak olarak görür. Çünkü kurbanın yaptığı şeylerin onaylanmasına ihtiyacı vardır.

Bu sendrom şiddet gören kişinin hayatta kalma içgüdüsünün devreye girmesi ile başlamaktadır. Kendisine yardım gelmeyeceğini anlayan kurban, yapabileceği tek şeyin şiddet gördüğü kişiye yakınlaşmak olduğunu düşünür ve bunu bilinçsizce kendine kabul ettirir. Şiddeti yapan kişinin gösterdiği en ufak yardımı büyük bir iyilik gibi algılamaya başlayan mağdur bir süre sonra celladı ile empati kurmaya yani kendini onun yerine koymaya başlar işte asıl tehlikeli durum da bu aşamada başlar. Bu olay aslında eşleri ya da sevgilileri tarafından şiddet gören kadınlar ve travestiler için geçerlidir. Maalesef insanın fizyolojik yapısında bulunduğu ortama alışma, kanıksama durumu çok fazla gelişmiştir. Bir süre sonra yaşadığı şiddeti normal kabul eden kurban başına gelenlerden dolayı şiddet uygulayan kişiyi değil başkalarını suçlama yoluna gider.

İlk kez 1973 yılında İsviçre’nin Stockholm şehrinde gerçekleşen bu durum bir banka soygunu sırasında 6 gün rehin tutulan banka memurlarının soyguncuları yakalatmamak için ellerinden geleni yapmaları, hatta mahkeme de soyguncuları savunmaları, aralarında topladıkları para ile en iyi avukatları tutmalarından sonra ortaya çıkmıştır. Daha sonra bu tarz olaylara sıkça rastlanılınca psikoloji bu olayların tamamına yönelik genel bir isim verilerek Stockholm sendromu denilmiştir.